John Keegan  İngiliz askeri tarihçisidir. Bir asker olmak istemesine karşın çocukluğunda geçirdiği bir rahatsızlıktan dolayı asker olamamış, Oxford’da bir akademisyen olduktan sonra araştırmaları için orduya davet edilmiştir.

Savaş Sanatı Tarihi Dünya savaş tarihinin -kısa- bir özetini vermekle kalmıyor. Savaşlara’da başka bir gözle bakmamızı sağlıyor.

… Fransız devrimi ve imparatorluğunun ortaya çıkardığı ordular toplumsal beraberliğin ve hatta sınıfların silinmesinin bir aracı olarak görülmekteydi. Belki de bu görünüm aldatıcıydı çünkü eski savaşçı sınıf inatla komuta mevkilerine gelmek için iddialarını sürdürmekteydi.Orduya katılan orta sınıfa mensup gençler hem yüksek rütbelere hem de toplumsal konumlara yükselebilirdi. Üniforma giymekle, toplumun eşit bireyleri olduklarını kanıtlayabilirlerdi. Paralı ve muvazzaf askerlik bir bakıma değişik biçimlerde kölelik gibi algılanabilirse de, zorunlu askerlik sistemi saygınlık ve daha geniş ufuklara erişme olanağı sağlıyordu. William Mc Neill’in dediği gibi, ‘Paradoks gibi görünse de, bazen özgürlükten kaçmak gerçekten özgür olmaktır. Özellikle yetişkin erkek rollerini henüz tam anlamıyla benimsememiş olan ve süratle değişen koşullar altında yaşayan gençler için geçerli bir kuramdır bu. (45)

Militarist eğilimleri Avrupa’nın büyük bir coşkuyla karşılanmasında bu nedenle çocukça bir duygunun yattığı ortaya çıkar ve belki de İngilizce’de piyade sözcüğünün karşıtı olan ‘infantry’ ile çocuk sözcüğünün karşılığı olan ‘infant’ kelimelerinin aynı kökten türemiş olmalarının nedeni budur. Eğer durum böyleyse, sözünü ettiğimiz çocukça duygular, düşünebilen bir çocuğa aitti. Zeki insanlar ve hükümetler, kendilerini haklı göstermek için laftan ibaret tartışmalar öne sürmüşlerdi. Fransız meclisinin, 1905’teki zorunlu askerlik başvurularının olağandışı artışıyla ilgili olarak ordunun daha fazla genişletilmesi için düzenlenen raporunun açılış cümleleri şöyleydi: Büyük bir cumhuriyetçi demokrasinin askeri fikirleri, Fransız devriminin yarattığı yüksek fikirlerden esirgenmelidir: yüzyılı aşkın bir süre sonra, bir yönetici servet, bilgi ve eğitim farklılığı gözetmeden tüm yurttaşlarına, hiçbir ayrıcalık tanımaksızın,zamanlarının eşit olarak bir bölümünü ülkeleri için Harcamalarını söyleyebiliyorsa, demokrasinin ruhunun bir kez daha zamanı aştığının kanıtıdır. (46)

Kitlesel yurttaş orduları yaratılmasının sonuçlarının ortaya çıkmasından dokuz yıl önce, Avrupa’nın en önde gelen demokrasinin parlamentosu, Işıklar Kenti’nde işte böyle konuşuyorlardı. 3 Ağustos 1914’de, Birinci Dünya Savaşı’nın üçüncü gününde, Bavyera Üniversitelerinin rektörleri toplu halde aşağıdaki çağrıyı yayınladılar:

Öğrenciler! Artık şiirler sessiz. Konu savaştır. Alman Kültürü Doğu’daki barbarlar tarafından tehdit edilmekte, Alman değerleri Batı’daki düşmanlar tarafından kıskanılmaktadır. Böylece furor teutonicus (Germen hiddeti) bir kez daha alevlenmektedir.Özgürlük savaşlarının şevki bir kez daha canlanmakta ve kutsal savaş başlamaktadır. (47)

Alman profesörler sınıfının önde gelen mensuplarının bu olağanüstü heyecanı ancak toplumun içinde en ön yeri işgal etmek için mücadele veren genelkurmay ile kıyaslanabilirdi;insanoğlunun savaş konusundaki uzun deneyimlerinden yarım düzine, yarı-unutulmuş, yarı -ya da tümüyle- ilkel unsurlar tekrar yüzeye çıkmıştı. Mantık ve eğitim bir kenara atılmıştı (Artık şiirler sessiz). Bozkırlardan esen terör çağrıştırılmıştı (‘Doğudaki barbarlar’ burada Rusya’nın Kossakları’dır). Almanya’nın kendi barbar geçmişi birdenbire değer kazanmıştı. (Klasik uygarlığı yok eden furor teutonicus, Alman bilim ve düşün adamları tarafından tekrar ortaya atılmıştı.) Hıristiyan ya da hatta Batı fikri bile olmayıp yalnızca Müslümanlara özgü olan kutsal savaş çağrısı, İslam’ın başarısının Kuran’ın öğretilerine bağlı olduğuna inanan Avrupa düşüncesini paylaşan kişiler tarafından yapılmıştı.Bu çelişkileri Bavyera ya da Almanya’nın tüm üniversite öğrencileri fark edemediler. Zorunlu askerlik yasaları öğrenim süreleri bitene dek onları bu hizmetten muaf tutmasına karşın, neredeyse tek bir vücut halinde gönüllü oldular ve yeni birlikleri oluşturup iki aylık talimden sonra 1914 Ekim’inden, Belçika’da Ypres yakınında İngiliz ordusunun muazzam askerleri ile savaşmak için cepheye gönderildiler. Masum çocukların katledilişinin dehşet verici anıtı bugün bile görülebilir.Bu olay Almanya’da Kindermord bei Ypern olarak bilinmektedir. Langemarck mezarlığında, Alman üniversitelerinin amblemleri ile bezenmiş bir tapınağın altındaki toplu mezarda 36.000 gencin cesedi bulunmaktadır. Hepsi üç hafta süren bir çarpışmada ölmüştür ve bu sayı neredeyse yedi yıllık Vietnam Savaşı boyunca Amerika Birleşik Devletleri’nin tüm kayıplarına eşittir.