Kemal Tahir’in en çok ses getiren romanlarından Kurt Kanunu, İzmir Suikasti üzerinden yakın tarihimizdeki önemli bir hesaplaşmanın perde arkasını gözler önüne seriyor. Kemal Tahir bu romanla İzmir Suikasti ile vücut bulan İttihatçılarla Kemalist kadroların çatışmasını ve yine Kemalistlerin lehine sonuçlanan kavgadan önemli detaylar vererek (Suikast hazırlığını 6 ay önceden Sovyetler tarafından Ankara’ya verilmiş.) iç yüzünü kendi tarih teziyle okuyucuya sunuyor. Bu romanda Kara Kemal ağzından Marksist çözümlemelere yer veren Kemal Tahir yine romanın kahramanı olan Emin Bey’in ağzından Kierkegaard‘a ve F. Scott Fitzgerald‘a selam gönderiyor.

Yazar aşağıdaki satırlardan da Kurt Kanunu’ nun nasıl işlediği, Ankara’nın muhalif sesleri nasıl susturduğunu en önemlisi yakında başlayacak ‘Sürek Avı’nın hazırlıklarının nasıl yapıldığını anlatıyor… Kurt Kanunu 1992 yılında film olarak çekildi.2012 yılında TRT Dizi olarak yeniden çekildi. Siyasi tarafı bir yana Türk Edebiyatı’nın başyapıtlarından biri olan romanı başladığı sözlerle bitirmek en iyisi “Kurtlukta düşeni yemek kanundur.”

“…1925 yılının 13 şubatında doğuda Şeyh Sait ayaklanması patladı. bundan 12 gün sonra başvekil fethi bey ana muhalefet partisi olan terakkiperver cumhuriyet partisi’ne şükrü kaya bey’i yollayarak partiyi kapatmalarını, yoksa kan döküleceğini bildirdiyse de, 6 gün sonra yerini ismet paşa’ya bırakarak çekilmek zorunda kaldı. hemen “Takriri Sükûn” adlı bir kanun çıkarılıp gazetelerin kapatılmasına girişildi. biri başkaldırma mıntıkasında olmak üzere iki İstiklâl mahkemesi kuruldu. Terakkiperver Cumhuriyet Partisi’nin İstanbul şubeleri basıldı. Şeyh Sait isyanı 62 gün sürerek 15 nisan 1925’te bastırılmıştı. bundan bir buçuk ay sonra, muhalif partinin basılan şubelerinin kapatılmasına Ankara İstiklâl mahkemesi karar verdi, bu karar vekiller heyetince onaylandı. büyük gazetelerin başyazarları bu arada Elaziz’deki istiklâl mahkemesi’ne gönderilmiş, gazeteleri geçici olarak kapatılmıştı. ötekiler vartayı bu kadarla atlattılar ama Hüseyin Cahit beş yıl sürgün cezasına çarptırılıp Çorum’a gönderildi. daha sonra, iktidar gazetelerinin “büyük inkilaplar” adını taktıkları değişmeler sökün etti. Kastamonu’ya giden gazi paşa “buna şapka derler” diyerek kafasına hasır şapkayı geçirdi. yedi gün sonra “memurlar şapka giyecek” emri çıktı. bir ay sonra İstanbul’un ikinci seçmenleri, o zamana kadar “vatan kurtaran arslan” olarak tanıtılan Kâzım Karabekir, Rafet Paşalarla eski başbakanlardan Hamidiye kahramanı Rauf ve eski bakanlardan Adnan beylerin mebusluktan çekilmelerini isteyen bir bildiri yayınladılar. tam bir ay sonra, 30 kasım 1925’te tekkelerle zaviyelerin kapatılması kararı çıktı. aynı yılın noel yortusuna rastlayan 26 aralıkta eski tarihin yerine isa’nın doğumuyla başlayan frenk tarihi kabul edildi.

bundan sonra kısa aralıklarla İsviçre medeni kanunu, İtalyan ceza kanunu yürürlüğe girdi. böylece, 1826 yılında yeniçerilerin ortadan kaldırılmasıyla gerçekten başlamış olan batılılaşma gidişi olağan sonucuna ulaşmış oldu.

“Kara Kemal bey düşüncesinin burasında, hep öyle biraz kederli, gülümserken, önce kaşlarını çattı, sonra, yerinden kalkacakmış gibi davrandı. Asıl en önemlisini unutmuştu. bundan yirmi altı gün önce, 18 mayısta, Şeyh Sait isyanı yüzünden kurulan İstiklâl mahkemelerinin çalışma süresi 7 mart 1927’ye kadar uzatılmış, bu karar başkaldırmanın bastırılmasından tam on üç ay üç gün sonra alınmıştı.

“daha önemlisi, kurulurken idam yetkisi tanınmamış olan Ankara İstiklâl Mahkemesi’ne bu yetkisi tanınmamış olan Ankara İstiklâl mahkemesi’ne bu yetkinin verilmesiydi. artık bu mahkeme, sekiz ay yedi gün sürece avukatsız adam yargılayacak, yargıtaysız margıtaysız adam asabilecekti.”