Ülkemizin yetiştirdiği en önemli tarhiçilerinden olan Halil İnancık Devlet-i Aliyye kitabında Osmanlı İmparatorluğunun ticari yaşamına önümüze adeta bir büyüteç koyuyor.
Bakın ünlü tarihçi İmparatorluk’daki endüstriyel büyümeyi nasıl anlatmış.
…16. yüzyılın sonlarından başlayarak, usta icâzeti ’nin gittikçe daha zor verilmesi ve sonunda ustalığın, işyerine ( gedik ) bağlı tutulup aile içinde irsî bir hale sokulması suretiyle bu gelişme en ileri evresine varmış ( gedik sistemi), ustalık bayağı “kastlaşmış”, hirfet içinde sermaye sahibi patronla ücretli kalfa-işçi kesin olarak ayrılmıştır. Bununla beraber, Osmanlı hirfet sisteminde, Batı-Avrupa’da görüldüğü gibi, kalfaların örgütlenip mücadele ettiklerine tanık olmuyoruz. Fakat eski ustalar, kendi amaçları için hirfet kenar mahallelerde, hirfetin izni olmadan dükkân açanlar ( koltuk ), kendi aralarında bir yönetim kurulu seçip ikinci bir hirfet oluşturmuşlardır. Ana-hirfetin çabasına aldırmayarak yeniler (eskilerin hâm-dest , yani acemi dedikleri yeni ustalar) çok defa kendilerini resmî otoriteye tanıtma yolunu bulmuşlar ve ayrı hirfetler kurmuşlardır. Ana hirfetler için çalışan yamak hirfetlerin çalışmama kararı vererek ana-hirfetleri ücret ve başka konularda isteklerini kabul etmeye zorladıklarını da görüyoruz ki, modern grev yöntemine çok benzer. Belirtmek gerekir ki, bu gelişmeler yalnız büyük şehirlerde meydana gelmektedir.
Osmanlı endüstri hayatında, hirfet dışında, ticarî kapitalizme benzer dikkate değer gelişmeler de olmuştur. Dış pazarlarda büyük sürümü olan bazı malların üretim işini tüccâr örgütler. Hammaddeyi şehirde veya civar köylerde, evlerinde çalışan tezgâh sahiplerine dağıtır, parça veya ölçü başına bir ücretle onları çalıştırır, sonra işlenmiş malı toplayıp uzak pazarlara gönderir. Bu şekil, Batı-Anadolu bölgesinde, Merzifon, Erzincan, Erzurum havalisinde, Diyarbakır’da çeşitli pamuklu bez ve pamuk ipliği yapımında uygulanmıştır. 15. yüzyıldan beri bu bölgelerden Balkanlar, Kuzey-Karadeniz ülkelerine, Avrupa’ya bu ürün geniş ölçüde gönderiliyordu. Bu durum, hirfet sistemi yanında genişleyen dış pazara mal yetiştiren Verlag sisteminden başka bir şey değildir ve ticarî kapitalizmin bir gelişim aşamasıdır.
Büyük yatırımları özendiren ve kapitalist bir üretim şekline doğru taban hazırlayan bir gelişme de, resmî sektörün, devletin özellikle ordu için gittikçe artan ihtiyaçlarıdır. Tabii, burada, devletin kârhâne ler halinde çalışan savaş endüstrisini değil, devlet ihtiyaçları için çalışan özel girişimi kastediyoruz. Bunun en iyi örneklerinden biri, Selânik’te 15. yüzyıl sonlarından başlayarak gelişen ve özellikle yeniçeri ordusu için her yıl büyük ölçüde üretim yapan yünlü kumaş endüstrisidir. Osmanlılar tarafından bu şehirde yerleştirilmiş olan yünlü dokuma ustası Yahudi göçmenlerin büyük bir bölümü (Contarini’ye göre 1.000 aile) bu işle uğraşıyordu. Selânik kumaşının ( çuha-i Selânik ) yalnız İstanbul’a yeniçerilere değil, 16. yüzyıl başlarından beri Balkanlar’a ve Tuna ötesi ülkelere büyük ölçüde gönderildiğini, resmî belgeler ortaya koymaktadır. Fakat, bu üretimin büyük bir bölümünü alan yeniçeriler kumaşı pazara satarlardı. Üretimin sürekli, yeter miktarda ve iyi kalitede olması için devlet, bu endüstri üzerinde bir dereceye kadar kontrol kurmuştu. Yeniçeri için kumaş dokuyan Yahudiler, gerekli yapağıyı devlet yardımı ile yeter miktarda ve ucuza sağlamakta idiler. Burada belirtmeye değer ki, üretimi kolaylaştırmak için Yahudilerin önerisiyle, 1664’te, bu işte çalışan tezgâhların büyük bir kârhânede toplanmasına karar verildi.
Bütün bu gelişmeler, endüstride kapitalizme doğru ilk adımları oluşturabilirdi. Fakat Osmanlı İmparatorluğu’nda, o noktadan ileri bir gelişme hiçbir zaman gerçekleşmedi.