Kemal Tahir‘in en tartışmalı romanlarından olan Devlet Ana yazıldığı yıldan itibaren Türk düşünce dünyasını derinden etkilemiştir. Kemalist Milli Tarih tezinden farklı bir Osmanlı anlatan
Devlet Ana yine Kemal Tahir’in kendisine ait Kerim Devlet tezini de bu romanda işlemekten geri kalmaz. Roman Ertuğrul Bey’in ölümünün akabinde,Moğol ajanları ve haydut şövalyelerin cirit attığı özellikle Batı Anadolu’ki kaotik durumdan ve özellikle Karaman’daki Selçuklu Devletinin zayıflamasından faydalanmaya çalışan diğer rakip beyliklerin birbiri ile olan iktidar mücadelesini,Can dostlar Kerim Can ve Mavro’nun intikamını üzerinden Osmanlı’nın olmak yada olmamak savaşını anlatır. Roman kahramanlarının kullandığı Türkçe Orta Anadolu ağzıdır.
Kemal Tahir ‘Kerim Devlet’i bu romanda Osman Bey’in ağzından Şeyh Edebali’ye anlatır.
“…
-Daha mı kolay barınır,Konya’da barınamayan Müslüman,kafirlerin içinde?
-Barınır. Çünkü suyun akarındayız burada!
Osman Bey, Edebali’nin iyice şaşalayacağını bildiğinden, Şeyh’le yalnız konuşmak istemişti. Niyeti ilerde kullanacağı önemli bir yardımcının halk üzerindeki büyük etkisini zedelemeden, kendisine tepeden bakmasını,tecrübesiz sayarak her işte öğüt vermeye kalkmasını,şimdiden önleyip ilerde faydasız çekişmelere meydan vermemekti.
Bugünü, çok önceden düşünmüş,suyu baştan kesmeye,böylece,babasının arkadaşlarıyla ayrı ayrı uğraşmaktan kurtulmaya karar vermişti. Baş olayım diyenler,çevresindekilerin hepsinden akıllı,daha bilgili,daha cesur hatta daha korkak bile olmak zorundaydılar. Buradaki akıl,buradaki bilgi,her anda,her durumda işe yararlığı bakımından değerlendirilmeliydi. Baş,çevresindekilerin hepsinden daha sezgili de olmalıydı, ayrıca bir işe ya hiç girişmemeli,girişti mi de duraklama göstermeden,koparana kadar çabalamalıydı. Çocuktan,deliden,düşmandan,hatta karılardan bile öğüt almalı, ama gene de, aklının kestiğini işlemeliydi.
-Suyun akarını görmemekteyim Osman Bey oğlum! Gündoğusunu bırakıp günbatıya bakmakla nesne hasıl olabilir mi?
-Olur Şeyhim! İstanbul’un Bizans’ı,Frenk’in karanlık dünyasından kopup geldi. Ama,oranın kölelik düzenini burada tutturamadı. Tutturamayınca da “Toprak Allah’ın,İmparator kahya,köylüler kiracı demek zorunda kaldı. İmparator’un hür köylüleri, Latin İstanbul’u basıp alınca Frenk düzeninin nasıl bir bela olduğunu görüp anlamıştır. Bu düzen köylüyü köle etmeye dayanır. Kim ister köle olmayı? Demek zorlayacaksın aralıksız! Zorlarken ne olur adam? İnsanlıktan çıkar! İşte bu sebepten Frenk adamı,say ki kuduz canavardır. Kahpedir,kıyıcıdır,Allah’ı maldır,dini imanı soymaktır. Irzı, namusu,utanması, acıması, sözü, yemini hiç yoktur. Bunalırsa insan eti yer, Bizans köylüsü kabul etmez bu rezilliği… Uçlara yerleştirilmiş Hristiyan Türklerse hiç yanaşmaz köleliğe… “Suyun akarı” dediğim, işte budur. Bu yöneliş çok adam istemez! Kalabalıkları alıp köylülerin başına musallat etmek zorunda değilsin. Bir zamana kadar hiç görmediği,bilmediği bir düzeni götürüp Bizans köylüsünü şaşırtıp ürkütmek de yok! Köleliğe karşı, Frenk soygununa,zulmüne, ırk düşmanlığına karşı biz hoşgörü, dayanışma, can, ırz,mal güvenliği sağlayacağız. Alın teriyle çalışanlar bizden yana olacak ister istemez… Bizim,suyumuzun akarı budur. Şeyhim,şimdilik de günbatıyadır. Frenk düzeninin gerçek sınırına dayananıncaya kadar, günbatı bizimdir!
-Bir an soluklandı,gözleri umutla, güvenle parlıyordu-:Eğer bu yolu tutmazsak,fırsatı kaçırırsak,Bitinya ucu da her yerdeki yüzlerce uçlardan biri gibi, iz bırakmadan batar gider!
Şeyh Edebali, bir şey söyleyecekmiş gibi yetkindeyse de,yutkunarak geri durdu.
Osman Bey bir zaman saygıyla bekledi.Yaşlı adamı daha çok bunaltmayı uygun görmemişti. Şeyh bir şey demeyince,sanki çok yararlı öğütler almış da teşekkür ediyormuş gibi sesini yumuşattı:
-Evet Şeyhim, ferah olun! Ben bu işin her yönünü ölçüp biçtim, nerden girip nerden çıkacağımı hesaba vurdum. Dayanağım sizlersiniz! Babamın savaş yoldaşları… Uğraşta yenici, barışta düzen tutucular… Çoktandır Şeyhim,şunları hiç aklımdan çıkaramamaktayım: Batıya yöneleceğiz! Talan etmeyeceğiz! Din yaymaya çabalamayacağız. Tersine herkesin inancına saygı göstereceğiz! İnsanlar arasında, din,soy,varlık bakımından hiçbir üstünlük tanımıyacağız! Günbatının Karanlık Dünyası,karanlığını yüzyıllardan beri, sınırımıza sürmekte,bizi boğmaya çabalamaktadır. Yolunu kesene kuduz it gibi salacaktır. Bu sebeple yükleneceğimiz iş ağırdır. Gireceğimiz geçit derindir. Bu kancık karanlığa karşı diri durmak gerekir. Savaşta düşmandan habersizlik körlüktür.. Aldığın haberleri, ulaştır hiç gecikmeden… Ahilerin bizi arkalasın..!”Gerekirse para veririz” dedin! Sağol! Gelir isterim,aldığımı öderim! Yüreğimizdekini söyledik! Doğruda bizi arkala! Yanılırsak yakamıza yapış!”
Batılı standartla,bu topraklara sadık,Türkçenin belki en özgün,benzersiz romanlarından olan Devlet Ana bir dönem TRT yayınlanan Kuruluş dizisine ve 2006 yılında çekilen Ezel Akay’ın yönettiği başrolünü Haluk Bilginer’in ve Beyazıt Öztürk’ün başarıyla üstlendiği Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü filmine esin verdi. Yine bu romanla Kemal Tahir sosyalist çevrelerce faşist ilan edildi. Roman 1968’de Türk Dil Kurumu Roman Ödülünü kazandı.