1932 doğumlu Umberto Eco’yu 19 Şubat’ta kaybettik. Yazdıkları ile Avrupa’nın karanlık tarihine ışık tuttu. Nedense Prag Mezarlığı en az Foucault Sarkacı kadar sarsıcı bir roman olsa da ülkemizde beklenen etkiyi yapmadığı kanaatindeyim. Bunda İkinci Dünya Savaşı’nda 6 milyon yahudinin öldürülmesinde sosyalistlerin de parmağı olduğunu anlatmış olmasının da payının olduğu düşüncesindeyim.
Prag Mezarlığı uydurma Siyon Bilgelerinin Protokollerinin hikayesini ve 19 yüzyılın son yarısını Simone Simonini –yazarının- gözünden anlatıyor.
“…Marx’ın Komünist Manifesto’sunu okumamış olabilirsiniz. Manifesto,müthiş vurucu bir sahneyle başlar:’Avrupa’da bir hayalet dolaşıyor.’ Sonra hızlı bir şekilde Antik Roma’dan günümüze, sosyal mücadele tarihini bize sunar; bunu yaparken devrimci sınıf olarak burjuvaya ithaf edilen sayfalar gerçekten nefes kesicidir. Marx bütün gezegeni saran, engellenmesi olanaksız bu yeni gücü bize Tekvin’in başlangıcındaki Tanrı’nın nefesi olarak gösterir. Bu övgünün (yemin ederim herkes bayılmıştı) sonunda sahneye burjuva başarısının canlandırdığı yeraltı güçleri çıkar: Kapitalizm iliklerinden kendi ölü gömücülerini, kendi emekçi sınıfını filizlendiriyor. Onlar da açık açık ilan ediyorlar: ‘Biz şimdi sizi yok etmek ve bir zamanlar sizin olan şeyi sahiplenmek istiyoruz.’ Şahane. İşte Dostoyevski de Yahudilere böyle yapıyor; onların tarih boyunca hayatta kalmalarını sağlayan komployu aklıyor ve onları yok edilmesi gereken bir düşman olarak ihbar ediyor. Dostoyevski gerçek bir sosyalisttir. “Sosyalist değil” diye araya giriyordu Juliana Glinka gülümseyerek. “O öngörü sahibi ve bu nedenle gerçeği söylüyor. Görüyorsunuz, en mantıklı olan karşı çıkışı, -yani yüzyıllardı devlet içinde devlet var olduysa da onu yaratan zulümlerdir ve bu ancak Yahudilerin yerli halklarla eşit haklara sahip olabilmesiyle giderilecek bir durumdur şeklindeki – itirazı tatmin ediyor. Yanlış! diye uyarıyor Dostoyevski! Yahudiler öteki yurttaşlarla aynı haklara sahip olsalar bile günün birinde gelecek olan İsa Mesih’in,kılıcıyla bütün halklara boyun eğdireceği şeklindeki o inatçı ve küstah düşüncelerini asla terk etmezler. Yahudiler bu nedenle tek işi, altın mücevher ticaretini yeğlerler: Böylece Mesih geldiğinde kendilerini, onları konuk etmiş olan toprağa bağlı hissetmeyecekler ve mal varlıklarını yanlarında rahatça götürebileceklerdir; Dostoyevski’nin şairane bir dille söylediği gibi: Şafağın ışıkları parlayacak ve seçilmiş halk çembalosunu ve davulunu ve gaydasını ve gümüşünü ve kutsal nesnelerini eski evine götürecek.”
“Fransa onlara karşı son derece hoşgörülü davrandı” diye sonlandırıyordu konuyu Toussenel,”ve şimdi onlar borsanın, kredinin efendisi olmuş durumdalar. Bu nedenle sosyalizmin antisemitik olmaktan başka çaresi yoktur… Yahudilerin Manş ötesinden gelerek başarıya ulaşan kapitalizmin yeni prensleri ile aynı dönemde başarılı olmaları rastlantı değildir.”
“Olayları fazla basitleştiriyorsunuz Bay Toussenel” diyordu Glinka. “Rusya’da sizin övgüye değer bulduğunuz ve Marx’ın şu devrimci düşünceleriyle zehirlenmiş olanların büyük çoğunluğu Yahudi. Onlar dört yandalar.”
Ve sonra sanki onlar ellerinde hançer sokağın köşesinde bekliyorlarmış gibi salonun penceresinde dönüyordu. Çocukluk korkularından biri zihnini istila eden Simonini geceleri merdiven tırmanan Mordechai’ı düşünüyordu.”
Yazarın “gereksiz bilgilendirme açıklamalarına” göre Simonini ve bir kaç ayrıntı karakter dışındaki diğer karakterler “gerçekten yaşamışlardır ve bu romanda söylediklerini söylemiş, yaptıklarını yapmışlardır.”