Metin Kaçan,Türk edebiyatının tartışmasız en renkli ve özgün isimlerinden birisi. Beyoğlu’nu, Beyoğlu’nu mesken tutanları,tinercileri,baly’cileri  ve kendini merkez alarak yazdığı romanlar büyük bir yankı buldu.

Her ne kadar ülke onu Ağır Roman‘la tanımış olsa da Fındık sekiz’de yazarın önemli bir romanı. Fındık sekiz bir çok kişinin bilmediği Beyoğlu’nun ve narkotik  bir hayatın sadece “1 yıllık” romanı…

“…Mekan bulunur, izbe bir dükkan ya da çekme kat da olabilir, lüks bir yalı, yat veya kay. Önemli olan Kasımpaşa çarşafıyla Arap kağıdının döneceği bir yerdir. Sarılır, kırılır, yapıştırılır, egzoz takılır. Nasıl da sıraya geçerler, nasıl da birbirlerine ikram ederler. Oluşturdukları daireden bir sağdan bir soldan dönmeye başlar. Sigaralar bitmeye yakın paranoya başlar; arkasından kahkahalar, gülümseyiş ve sırıtışlar, ardı arkası kesilmeyen hikayeler. Zaman gözle görülür, kalple hissedilir hale gelir. Masa, sandalye, lamba, kapı hepsi başka anlamlara bürünür, gerçek ile hayal kardeş olup el ele tutuşurlar.Dumandan son bir nefes alınır ve ayna karşısında son rötuşlar atılır, saçlar ıslatılır, dudaklar boyanır, gözlere kalem çekilir. Erkekler sürmelidir, donuk ama manaların manası yüklüdür gözlerinde; gezmek isterler.

Dışarıda insanlar garipti, yani semtte her zaman olagelen garipliğin dışında bir başkalık vardı. Tuhaf bir duman İstanbul’u kaplamış gökteki canavar veya fil motifli bulutlar gülümsüyor, kahkahaları koyverip ansızın ağlıyorlardı.

Emniyet güçleri yakaladıkları sekiz ton esrarı şehrin tenha bir semtinde yakarak imha ediyorlardı.

Tüm İstanbul güzelleşmişti”