Türk romanının son 10 yıl içinde Orhan Pamuk’tan sonra en çok konuşulan yazarlarından Elif Şafak’ın sanıyorum en güzel romanı.  Tesadüflerin ustaca kurgulandığı özellikle Tehcir konusunun cesaretle ele alındığı  hakkettiği değeri görememiş  ender Türk romanlarından biri.

Elif Şafak okumak için güzel bir başlangıç.

 

Şafak vakti Neredeyse şafak vaktiydi, geceyle gündüz arasındaki o tekinsiz eşiğe ramak kala.Hala mümkün avuntu bulmak rüyalarda ama onları sil baştan inşa etmek için artık çok geç.

Feza-yı ıtlak dedikleri o nihayetsiz gökyüzü anlatıldığı gibi yedi katlı yemiş sırlı ise eğer ve onun yedinci katında bir göz,yukarılardan herkesi seyreden bir Semavi Ayn varsa kimlerin kapalı kapılar ardında neler çevirdiğini,kimlerin ne günahlar işlediğini bilebilmek için uzun zamandır bu Şehr-i İstanbul’u izliyor olsa gerek.Tam şu anda burada ışıldayan şehir silueti turuncu,kızıl ve sarı tonlarında.Bir kıvılcım demeti gibi görünüyor bu kocaşehir göklerdeki göze.Bu ışıltılı haritadaki her nokta bu saate uyanık olanbiri tarafından yakılmış bir lamba.Semavi Göz’ün durduğu yerden, ta o irtifadan bakınca,bütün bu rasgele yakılmış ampuller,düzenli bir ritimle kırpışıyor,alttan alta Tanrı’ya şifreli bir mesaj verir gibi.Kaosun içinde tambir ahenk saklı sanki.

Oraya buraya serpiştirilmiş ışıkların dışında İstanbul hala koyu karanlıkta. Eski mahallelerde kıvrılan yılankavi sokaklar boyunca dizili sıra sıra evlerde yamaçlarda inşa edilmiş gecekondularda,bakkalların hep ithal ürün sattığı zengin muhitlerdeki modern apartmanlarda,şehir dışına kaçanlara ait lüks sitelerde,her yerde insanlar derin uykuda.